Thanatophobi / ölüm korkusu ile baş etmek mümkün mü
Ölüm korkusu, bazı insanlarda daha derinde, bazılarında ise daha ön planda olan; ancak herkesin içinde mutlaka bulunan bir kaygıdır. Hepimiz biliyoruz ki ölüm değişmezdir ve insanlığın kaçınılmaz sonudur. Hayatı sürdürürken çoğu insan ölümü sık sık hatırlamaz ve onu görmezden gelmeye çalışır. Ancak ölümle uzaktan ya da yakından temas eden birey için bu durum adeta soğuk duş etkisi yaratır ve ölüm korkusu belirginleşmeye başlar.
Irvin Yalom’un ifade ettiği gibi, bu durumu bir “uyanma deneyimi” olarak tanımlamak mümkündür. Yakın birinin ölümü, kişinin kendisinin ölümcül bir hastalığa yakalanması ya da bir kaza geçirip hayatta kalması gibi yaşantılar, bireyde ölümle ilgili bir farkındalık ve uyanış oluşturur. Örtük halde bulunan ölüm korkusu su yüzüne çıkar ve birey yoğun kaygı yaşamaya başlar.
Bu kaygının altında yatan endişeler çoğu insanda ortaktır: fanilik, ölüm sonrası hayat, öldükten sonra yok olmak ve hiçbir iz bırakamamak, sevdiklerini bir daha görememek, belirsizlik ve hayatta yapamadığı şeyler. Ölüm korkusu oldukça geniş bir konudur ve her bireyin bununla baş etme biçimi farklıdır. Kimi insan hırsa kapılarak sürekli bir şeylerle meşgul olurken, kimi insan sorgular ve kaygıyı çok yoğun şekilde hisseder; ancak her iki durumda da birey kendini çaresiz hissedebilir.
Bu nahoş ve kaygı verici düşünceler sonucunda birey panik atak yaşayabilir ya da başka psikolojik sorunlar geliştirebilir. Bu gibi durumlarda bireye rehberlik edilmesi önemlidir; çünkü kişi bir anda ölüm kaygısıyla baş başa kalır ve sağlıklı muhakeme yetisini kaybedebilir.
Ölümle baş etme stratejileri arasında maneviyata yönelmek önemli bir yer tutar; ancak bunun yanı sıra varoluşsal sorgulamalar da bulunmaktadır. Bunlar, bireyin hayatta olmak istediği kişi olamaması ya da arzu ettiği yaşamı sürdürememesiyle ilgili olabilir. Böyle bir süreçte birey desteğe ihtiyaç duyar ve ona yol gösterecek bir rehberin varlığı önemlidir.
Bilişsel Davranışçı Psikoterapi yöntemiyle bireyin kaygılarıyla baş etmesi öğretilir. Ölüm kaygısının hangi durumlarda ortaya çıktığı belirlenir ve bireyin korkularıyla yüzleşmesi sağlanır. Ayrıca, hayatta yapmak isteyip de yapamadığı şeyleri keşfetmesine ve yaşama yeni anlamlar yüklemesine yardımcı olunur. Bu süreçte bireyin yaşam kalitesinin artırılması hedeflenir; keyif aldığı aktivitelere yönlendirilir ve eğer ölüm kaygısını tetikleyen bir yaşam biçimi varsa, daha sağlıklı bir yaşam tarzı oluşturması teşvik edilir.
Hepimiz biliyoruz ki özünde korkulan şey ölümden ziyade, hayatı layıkıyla yaşayamamaktır. Bu nedenle, gerekli görüldüğünde profesyonel destek alınması önemle tavsiye edilir.